Ayşe İstediğini Yiyor, Ona Hiçbir Şey Olmuyor… Peki Bana Neden Dokunuyor?

Ayşe İstediğini Yiyor, Ona Hiçbir Şey Olmuyor… Peki Bana Neden Dokunuyor?"

Herkesin aklından en az bir kez geçen, poliklinikte de en sık karşılaşılan isyanlardan biri budur. Arkadaşınız, komşunuz ya da eşiniz glutenli, şekerli, işlenmiş gıdaları tüketir ve görünürde hiçbir bedel ödemez. Siz ise aynılarını yediğinizde şişkinlikten, yorgunluktan veya ağrılardan günlerce kendinize gelemezsiniz.

Peki, bu adaletsizliğin sebebi ne? Gerçekten onlara "dokunmuyor" mu, yoksa arka planda bilmediğimiz başka şeyler mi dönüyor?

İşte bu durumun bilimsel ve fonksiyonel arka planı:

1. Gerçekten Dokunmuyor mu, Yoksa Semptomlar Görmezden mi Geliniyor?

En büyük yanılgı, sağlığı sadece "kilo almamak" veya "midede ağrı hissetmemek" üzerinden değerlendirmektir.

  1. Semptom Körlüğü: Birçok insan sabah yataktan yorgun kalkmayı, yemekten sonra gelen uyku halini (beyin sisi), ciltteki döküntüleri veya kronik kabızlığı "normal" sanır. Ayşe'ye o yiyecekler aslında dokunuyordur ama o bu sinyalleri hayatın normal bir parçası olarak kabullenmiştir.
  2. Sessiz İnflamasyon: Beden bazen alarm zillerini hemen çalmaz. İnsülin direnci, hücresel düzeyde hasar veya karaciğer yağlanması yıllarca sessizce ilerleyebilir. Bugün "bana bir şey olmuyor" diyen bedenin, yarın otoimmün bir hastalıkla veya kronik bir sendromla karşımıza çıkmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Sizin bedeniniz ise size hemen tepki vererek aslında sizi erkenden uyarıyor ve koruyor.

2. Biyolojik Bireysellik ve Genetik Altyapı

Her birimizin metabolizması, enzim kapasitesi ve genetik şifresi parmak izimiz kadar benzersizdir.

  1. Enzim Kapasitesi: Sizin genetiğiniz, belirli besinleri sindirmek için gereken enzimleri (örneğin histamini yıkan DAO enzimi veya laktozu yıkan laktaz) yeterince üretmiyor olabilir. Karşınızdaki kişinin genetiği ise bu konuda daha şanslı bir varyasyona sahip olabilir.
  2. Epigenetik: Sahip olduğumuz genler kader değildir; yaşam tarzımızla, stres yönetimimizle ve çevresel toksinlerle o genlerin nasıl çalışacağını biz belirleriz. Sizin maruz kaldığınız stres faktörleri, o gıdanın sizdeki yıkıcı etkisini genetik düzeyde tetikliyor olabilir.

3. Mikrobiyom: Bağırsak Florası Farkı

İçimizde yaşayan trilyonlarca bakteri, neyi nasıl sindireceğimize karar veren ana merkezdir.

  1. Herkesin bağırsak florası farklıdır. Ayşe’nin bağırsağındaki faydalı bakteri çeşitliliği, şimdilik o kötü gıdaları tolere etmesini sağlıyor olabilir.
  2. Eğer sizin bağırsak bariyerinizde daha önceden oluşmuş bir hasar (Geçirgen Bağırsak / Leaky Gut) varsa, en masum görünen yiyecekler bile bağışıklık sisteminiz tarafından bir "düşman" olarak algılanır ve inflamasyon (yangı) başlatılır.

4. Bardağı Taşıran Son Damla: "Toksik Yük" Teorisi

Hepimizin vücudunun bir tolerans bardağı vardır.

  1. Sizin bardağınız belki de geçmişte kullandığınız ilaçlar, geçirdiğiniz enfeksiyonlar, ağır metaller, kronik stres veya uykusuzluk yüzünden zaten ağzına kadar doludur. Yediğiniz o tek bir yanlış lokma, bardağı taşırır ve semptom olarak (ağrı, şişkinlik, alerji) ortaya çıkar.
  2. Başkalarının bardağı ise henüz dolmamıştır. Ancak o bardak dolduğunda, onların da semptom yaşaması kaçınılmazdır.

5. Sinir Sisteminin Durumu: "Savaş ya da Kaç" vs. "Dinlen ve Sindir"

Ne yediğimiz kadar, onu hangi duygu durumuyla yediğimiz de hayati önem taşır.

  1. Eğer yemeği sürekli bir koşturmaca içinde, stresli, ekran başında veya ayakta yiyorsanız, sinir sisteminiz "Savaş ya da Kaç" (Sempatik) modundadır. Bu modda vücut kanı bağırsaklardan çeker ve sindirim durur. En sağlıklı yemeği bile yeseniz şişkinlik yapabilir.
  2. Ayşe belki de o yemeği çok rahat, keyifli ve yavaş bir ortamda, parasempatik (Dinlen ve Sindir) sistem devredeyken yiyordur. Mide asidi ve sindirim enzimleri ancak biz rahatladığımızda tam kapasite çalışır.

6. Gecikmiş Gıda İntoleransları (IgG Reaksiyonları)

İnsanlar genellikle gıda alerjisi (IgE) ile gıda intoleransını (IgG) birbirine karıştırır.

  1. Birine fıstık dokunuyorsa anında nefesi kesilir veya kızarır (Klasik alerji).
  2. Ancak gıda intoleranslarında (örneğin glutene, süt ürününe veya yumurtaya karşı) tepki 72 saat sonra bile ortaya çıkabilir. Ayşe o yemeği yediğinde anında reaksiyon vermediği için "bana dokunmuyor" zannediyor olabilir. Ancak 3 gün sonra yaşadığı eklem ağrısını, migren atağını veya depresif ruh halini 3 gün önce yediği o yemeğe bağlamıyordur.

7. Mide Asidi Yetersizliği (Hipoklorhidri)

Toplumda "mide asidim fazla" yanılgısı çok yaygındır; oysa hazımsızlık çekenlerin büyük kısmında mide asidi (HCl) yetersizdir.

  1. Mide asidi, yediğimiz proteinleri parçalamak ve zararlı bakterileri öldürmek için ilk ve en önemli savunma hattımızdır. Eğer sizin mide asidiniz stres, yaş veya yanlış antiasit kullanımı sebebiyle düşükse, yiyecekler tam sindirilmeden bağırsağa geçer ve orada çürüyerek gaz/şişkinlik yapar. Ayşe'nin mide asidi üretimi o an için daha optimal çalışıyor olabilir.

8. Sirkadiyen Ritim ve Göç Eden Motor Kompleks (MMC)

Sadece ne yediğiniz değil, o yemeği ne zaman ve hangi sıklıkla yediğiniz de fark yaratır.

  1. Bağırsaklarımızın kendini temizleme fırçası olan "Göç Eden Motor Kompleks" (MMC) sistemi, sadece biz açken ve iki öğün arasında atıştırmadığımızda çalışır.
  2. Eğer siz sürekli bir şeyler atıştırıyorsanız bu temizlik sistemi durur, ince bağırsakta aşırı bakteri üremesi (SIBO) başlar. Ayşe belki de o zararlı gıdaları yiyor ama gün içinde uzun açlıklar (farkında olmadan aralıklı oruç) yaparak bağırsağına kendini temizlemesi için zaman tanıyordur.

Özetle; Bedeninizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakın. Sizin bedeniniz size karşı değil, sizinle işbirliği içinde çalışıyor. Yediğiniz bir şey size dokunuyorsa, bu bedeninizin sizinle iletişim kurma şeklidir; "Bunu bana verme, tolere edemiyorum" deme yöntemidir. Semptomlar susturulması gereken düşmanlar değil, kök nedeni bulmanız için size yol gösteren habercilerdir. Bedeni dinlemek, gerçek şifanın ilk adımıdır.

Bir yanıt yazın